<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?><rss version="2.0"><channel><title><![CDATA[AlperenFM]]></title><description><![CDATA[Articles]]></description><link>http://www.alperenfm.com/</link><copyright><![CDATA[Copyright AlperenFM]]></copyright><generator>sNews CMS</generator><item><title><![CDATA[Türkiye&#039;de Müzik Nereye Gidiyor?]]></title><description><![CDATA[Son yıllarda Türkiye"de müzik alanında tam bir devrim yaşanıyor. Peş peşe müzik kursları açılıyor, eğitim için insanlar bu merkezlere akın ediyor. Sadece İstanbul"da halihazırda 5 bin kişi değişik müzik evlerinde bir enstrümanın eğitimini alıyor. Böyle devam ederse her ev bir müzisyene kavuşacak. Toplum sürekli değişim geçiriyor. Ekonomide, sporda, eğitimde ve sanatta herşeye rağmen ibre yerinden oynuyor. Özellikle müzik alanındaki değişim bariz bir şekilde kendisini hissettiriyor; sanatçı sayısı arttı, şarkıcılarımız uluslararası boyutta tanınmaya başlandı. Yıllardır gıpta ile takip ettiğimiz Eurovision"da birinciliğimiz bile var. Bütün bu gelişmeler doğrultusunda müziğe, çalıp söylemeye ilgi de her geçen gün artıyor. Müzik eğitimi veren kurslar devreye girdi, tabir yerindeyse mantar gibi çoğalmaya başladı. Sadece İstanbul"da halihazırda resmi olmayan rakamlara göre 5 bin kişi çeşitli kurslarda değişik çalgı aletleri üzerine eğitim alıyor. Ney, ud, keman, piyano, gitar dersleri veriliyor ama sözü edilen kurslarda bağlama ön plana çıkıyor. Zaten eğitim veren kursların yüzde 90"ında bağlama ve halk müziği dersleri veriliyor.
    
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü"nden izinli 40 adet kurs merkezi eğitim veriyor. Ancak bu rakam sadece resmiyete geçmiş verileri içeriyor. Gayriresmi, atölye statüsünde müzik dersi veren kursların sayısı resmi rakamların 5 katından daha fazla. İstanbul"da müzik eğitimi veren irili ufaklı yaklaşık 250 müzik evi bulunuyor. Örneğin resmi kayıtlara göre Bahçelievler"de sadece 1 adet kurs bulunurken, bir çırpıda 15 kurs yeri tespit ettik. Özel kursların yanı sıra cem evlerinin de bu anlamda önemli bir yeri bulunuyor. Ayrıca müzik aletleri satan dükkanlarda da müzik dersleri veriliyor. Bunlar bir merkez olarak görülmediği için değerlendirmeye tabi tutulmuyor. Azım Müzik Evi yöneticisi Kemal Azımlı, İstanbul"da müzik eğitimi veren merkezlerin 250"den fazla olduğunu söylüyor; "Herkes kendi çapında kurs veriyor. Bunu bir merkezde ya da başka bir mekanı kullanarak yapıyor. Cem evlerinde bile bağlama kursu veriliyor ve çok sayıda öğrenci bu kursları takip ediyor. Resmi izinle çalışan kursların sayısı çok az. Genellikle atölye sıfatıyla kurslar veriliyor. Ama müzik kurslarına her geçen gün ilgi artıyor ve artmaya da devam edecek. Benim iki yıl önce 30 öğrencim vardı şimdi 100 öğrenciye ders veriyorum."
    
  Anadolu başkaldırıyor  
    
Müzik kurslarına ilgi yaş tanımıyor. 7 yaşında kurslara başlayanlar olduğu gibi 40-50 yaşından sonra bağlama dersi alanlar bile var. Peki son yıllarda ne oldu da böylesine bir patlama yaşandı? Bu sorunun birden fazla cevabı mevcut. Ancak öyle ya da böyle Türkiye"de tam bir "müzik devrimi" yaşandığı gerçek. Sanatçı Emre Saltık, bu patlamayı Anadolu insanının özüne dönüşü olarak değerlendiriyor.
    
Müzik evlerinde genellikle halk müziği ve bağlamanın eğitimde öncelik kazanması bu patlamada önemli rol oynuyor. Bu da geçmişten gelen önemli sebeplere dayanıyor. Bir zamanlar TRT"de yer bulamayan bu müzik tarzı, başkaldırının habercisi olarak yorumlanması nedeniyle de sürekli baskı altında kaldı. Ancak 1990"lı yıllarda bu alandaki sanatçıların medyada yer bulmasıyla durum birdenbire değişti. 2000"li yıllardan itibaren de tam anlamıyla halk müziğine bir ilgi oluştu; kurslar açıldı, müzik eğitimi akademik düzeyde verilmeye başlandı. Kursların sayısı artmaya başlayınca da bu sefer bağlama ile yola çıkan müzik evleri esktradan gitar, piyano, ud, ney gibi çalgı aletleri üzerine ders vermeye başladı. 
    
5 yıldır müzik eğitimi veren Harmanyeri Saz ve Müzik Merkezi yöneticisi Savaş Aygün, baskı döneminden sonra bir özgürlük patlamasının yaşandığı görüşünü savunanlardan birisi. Aygün"e göre sıkıntı olmasaydı müzik bugün bu seviyede olmazdı; "Sıkıntı döneminden sonra halkta zaten var olan ilgi kendi doğal yerini buldu. İnsanlar radyolarda çalıp söylemeye başlayınca da ilgi uyandırdı. Bir müzik aleti çalma merakı da kursların artmasını sağladı."
    
Vakayı sadece baskı döneminden sonraki rahatlamaya bağlamak doğru değil. Köyden kente göç eden insanların ekonomik anlamda rahatlığa kavuşması da müziğe bir canlılık getirdi. Sosyolog Doç. Dr. Aynur Saylan müzik kurslarındaki artışı şöyle değerlendiriyor; "Göçle birlikte gelen ekonomik özgürlük, zaten insanların içlerinde var olan müzik duygusuna yansıdı. Kişiler bir çalgı aletini çalmanın vereceği zevki içinde bulunduğu toplumla birlikte dışa vuruyor. Müziğin giderek popüler hale gelmesi de önemli bir etken. Çalıp söyleyenler insanları etkiliyor. Her insanın doğasında var olan müzik ruhu kurslar sayesinde eğitime dönüşüyor. Toplumdaki bu değişim de topluca bir hareketlenmeyi beraberinde getiriyor."
    
  Mezun olanlar ne yapıyor?  
    
Müzik kurslarındaki eğitim programı yaklaşık 2 yıl sürüyor. Haftanın belirli günlerinde verilen dersler sonucunda başarılı olan öğrencilere sertfika ya da diplomaya kavuşuyor. 23 yıldır eğitim veren Arif Sağ Müzik Evi A.Ş. öğrenci yetiştirmedeki rekoru elinde bulunduruyor. Piyasada bağlama çalıp söyleyenlerin yüzde 60"ı bu kurstan mezun. Her yıl yüzlerce mezun veren merkezin şu anda 350 öğrencisi bulunuyor. Mahsun Kırmızıgül, Erdal Erzincanlı, Tolga Sağ, Songül Karlı gibi ünlüler bu müzik evinden mezun oldu. Yenibosna"da faaliyet gösteren Harmanyeri Müzik Evi de 5 yıl içinde 100"den fazla profesyonel bağlama çalan kişiyi mezun etmiş. Bu rakam orta ölçekteki bütün müzik kursları için de geçerli. Yani her yıl sadece İstanbul"da binlerce kişi kurslardan mezun olup diplomasına kavuşuyor.
    
Peki bu kadar kişi mezun olduktan sonra ne yapıyor? Bu soruya kurs öğretmeni Savaş Aygün şöyle cevap veriyor; "Kimisi eğlence olsun diye ailesine çalıp söylüyor, kimisi kurs açıyor kimisi de meşhur olup kaset çıkarıyor. Barlarda çalıp söyleyenler de var. Ama herkes sanatçı olup çıkmıyor."
    
Müzik evlerine ilginin artması sektörün maddi anlamda iyi işlemesine de yol açıyor. Kursların belirlediği aylık ücretler 40 ile 70 milyon lira arasında değişiyor. Bağlama sektörü de bu anlamda önemli bir yer tutuyor. 70 milyondan başlayan bağlama fiyatları 3 milyar liraya kadar çıkıyor. Bağlama piyasası için söylenen resmi bir rakam yok ancak konunun ilgilileri sektörün en az kırtasiye piyasası kadar gelir getirdiğini düşünüyor. 
    
  İdeolojik boyut var mı?  
    
Müzik evlerinde "ideoloji var" konusu öteden beri gelen bir tartışma. Müziğin ideolojisi olur mu olmaz mı polemikleri arasında farklı görüşler ortaya çıkıyor. Kimisi müzikte ideoloji olmaz derken kimisi de kursların çoğunda ideoloji empoze ediliyor tezini savunuyor. Kalın Müzik Evi sahibi Ali Kalın, müzikte ideolojinin olmayacağına inananlardan; "Müziğin sağcısı solcusu olmaz. Alevi vatandaşlarımızın bağlamaya aşırı ilgi gösterdiği bir gerçek. Bu kardeşlerimizin bu müzik tarzına olan katkıları da unutulmamalıdır." Kalın"ın aksini savunan Cevmre Müzik Merkezi eğitimcisi Süleyman Topak, müzik evlerinde ideolojik faaliyet yapılıyor tezini ileri sürüyor; "Bazı müzik evleri aşırı sol tandanslı faaliyet gösteriyor. Kurs bu iş için sadece kamuflaj oluyor. Müzik eğitimi veriyoruz denilip çocukları ve gençleri çekiyorlar. Müzik eğitimi verdikleri bir gerçek ancak ideolojilerini de empoze ediyorlar. Tabii bütün kursları itham altında tutmak da doğru değil."
    
  EMRE SALTIK*: AKADEMİK BOYUTTA BİR PATLAMA      
Halk müziği ve bağlama toplum içindeki değerini hiçbir zaman yitirmedi. Ülkenin şartları ve ortam bu atılımlara ket vurmuştu. Ancak şu andaki ilgi moda veya zamanı gelince bitecek bir akım değil. Bu, Türkiye"nin kendi tarzını, duruşunu ortaya koyması demek. Aslında kurslar müziği akademik boyuta da taşımış durumda. Sözlü olan halk kültürü yazılı ve notalı biçimde söylenmeye başlandı. Müziğe bakış 15 yıl öncesinden çok farklı. Kaldı ki, kurslar üniversite öncesi önemli bir hazırlık niteliğinde. Bizim verdiğimiz eğitim akademik düzeyde bir eğitim. Popüler kaygısı olmayan, öz kimliği yaşatan bir anlayışla hareket ediyoruz.
    
Aksiyon Dergisi
  ]]></description><pubDate>Tue, 04 Dec 2007 12:44:10 +0000</pubDate><link>http://www.alperenfm.com/anasayfa/turkiyede-muzik/</link><guid>http://www.alperenfm.com/anasayfa/turkiyede-muzik/</guid></item><item><title><![CDATA[Ahlâklı bir duruş için kirlenmeye direniyorum ]]></title><description><![CDATA[Selçuk Küpçük ile bir süre evvel çıkan ve yeni bestelerinden oluşan  &#8220;Artık Kuşlarını Uçur&#8221; isimli albümü üzerine konuştuk.
    
  *&#8220;Artık Kuşlarını Uçur&#8220; isimli yeni bir albümle uzun bir aradan sonra müzik camiasına geri döndünüz. Bu yeni albümden bahsedebilir misiniz ?     
  
&#8220;Artık Kuşlarını Uçur&#8221; benim 3. albümüm. Müziğe ilişkin 7 yıllık bir ara verişim hem hayatın kendisine, hem de müziğin poetikasına ilişkin öngörülerimi geliştirdi. Dolayısı ile bu 3. albüm önceki iki çalışmama kıyasla armonik yapı ve içerik bağlamında daha öte ve sıkı bir albümdür. Varolan lirik söylemim ve birey merkezli şarkı sözü algım bütünüyle albümün geneline yayılarak önceki çalışmalarımdan ayrışık bir albüm sunduğumu düşünüyorum. Son birkaç yıldır birçok yapımcı firma ile görüşerek biriken yeni bestelerimi ortaya çıkarmak için uğraştım. Ancak hiç birisi ile beraber yürümek nasip olmadı. her şeyden ümidimi kestiğim bir anda sayın Kenan Yabanigül ile tanıştık. Kendisi yaptığım işlere kıymet vererek büyük bir cesaretle &#8220;Artık Kuşlarını Uçur&#8220; isimli bu yeni bestelerimin bulunduğu 3. albümümün yapımcılığını üstlendi. Benim gibi müziğe ticari bir meta anlayışı ile bakmayan sayılı birkaç arkadaş için böylesi önemli prodüktörlere ihtiyacı var bu ülkenin. Sonra her zaman çalışmaktan büyük keyif aldığım sevgili aranjörüm Gündoğar ile 7 yıl boyunca birikmiş 20&#8217;ye yakın yeni besteden acil sunmamız gereken 10 yeni bestemi belirledik ve gerisi O&#8217;nun maharetli ellerine kaldı. Bütünüyle vereli / dayatılı piyasa anlayışından sıyrılarak ve ayrışarak müzikal niteliğin öncelendiği bir aranje mantığı ile kurguladı sevgili Gündoğar bu albümü. Dolayısı ile dinleyici çabuk algılanabilecek ve hemen tüketilebilinecek bir albümle karşı karşıya değil. Bu yüzden benim dinleyicim azdır. Sözler itibariyle zaten modern şiir bestelemeyi tercih ettiğim için, yoğun imgesel yapısı gereği içine girilebilmesi zaman alan ürünlerdir benim bestelerim. 
    
  İmam Alim Sultan&#8217;a ağıt 
    
*Peki bu tür şarkı sözü yapısını özellikle mi tercih ediyorsunuz?   
    
Ben beste yapmaya başladığım andan itibaren bütünüyle salt şiir bestelemeye yöneldim. Ve bu şiirler genelde modern Türk şiirinin günümüz örneklerinden idi çoğu zaman. Kuşkusuz edebiyat dergilerinde uzun süreden beri şiir yayınlıyor ve şiire özel bir önem atfediyor olmamın da önemli etkisi vardır. Bu yeni albümde de Adem Turan, Osman Sarı, Özcan Ünlü, Nurullah Genç gibi günümüz şairlerinin şiirlerini besteledim. Ancak bunun yanında halk ozanlarımızdan Erzurumlu Emrah ve Ruhsati&#8217;nin de birer şiirlerini şarkıya dönüştürdüm. Bir de Rusların Bakü&#8217;yü işgali sırasında oradaki bir gazetede yayınlanan imzasız bir ağıtı besteleyip şehit edilmiş çeçen müzisyen İmam Alim Sultan&#8217;a adadım.
    
   *Yaptığınız müziğin beslendiği kaynaklar nelerdir peki ?   
    
Benim müziğim öncelikle yerli bir damar üzerine yürür. Çağdaş müziğin geldiği noktaları gözden kaçırmamak kaydı ile modern zamanlarda geleneksel müzikal izleğimizi bugünde de yaşatmak iddiasındayım. Ancak bunu geleneğin aynen tekrarı şeklinde değil de şimdinin müzikal imkanları ve anlayışı ile dönüştürmenin sağlıklı olacağını düşünüyorum. Türkülerimiz insanoğlunun ürettiği en güçlü müzikal tınıları taşıyor. Ancak geleneksel ozan kimliği değişime uğramıştır. Çünkü kırsaldaki ozan bugün kente inmiş ve iletişim araçlarının genelleşmesi sonucu anonimleşme süreci bitmiştir. Artık kentli bir ozan kimliğinden bahis açılabilir. Ve bu ozanın hem müzikal algısı, hem de müzikal izleği değişime uğramıştır. Bütün bunları göz ardı etmemek gerekli. Teknik anlamda batı müziğinin geliştirdiği imkanları da bu kentli türkülerin alt yapısında kullanmak kaçınılmaz. Şunu da hatırda tutmak gerekli ki postmodern anlayışın bir uzantısı olarak batı periferideki toplumların müziğini, etnik müzik olarak tanımlayarak kendi müzik marketlerine içini boşaltarak sokuyor. Bir anlamda yeni bir sömürü düzeneği kurguluyor. Bütün bunlardan da haberdar olmak gerekli. Müziğimin ticarî yönü yok 
    
  *Bu yeni albümle nereye ulaşmak istiyorsunuz, hedefleriniz nelerdir ?   
    
Bahsettiğim gibi benim müziğimin ticari bir yönü yok. Öncelikle ben müziği kendim için yapıyorum. Bireylik iddiam için yapıyorum. İnsanların duyarlılıklarını sömürerek varolan bir müzikal kirlilik içerisinde kurtarılmış bir alan oluşturmaya çabalıyorum. Bu sömürü düzeneği aşk, sevgi üzerine olabildiği gibi toplumun milli ve dini hassasiyetleri de olabiliyor. Benim müziğim bu yozlaşma içerisinde salt estetik nitelikleri önceleyerek ahlaklı bir duruş için direniyor. Bütün bunların dinleyenlerin pek umurunda olduğunu sanmıyorum. Aksi düşünülse idi bunca saçma sapan adam çık(a)mazdı ortalığa. Dolayısı ile bu günahta dinleyicinin de büyük vebali var. Ben aynı zamanda böylesi dinleyiciden de kendimi  uzakta konumlamaya çalışıyorum. Artık Kuşlarını Uçur benim kendi sınırlarımı zorladığım sıkı bir albüm oldu. Her zamanki gibi bütün besteler yine bana ait. Az ama sıkı dinleyicilerimle bahsettiğim kurtarılmış alanı genişletmekten başka çıkar yolumuz yok. Bizden sonra geleceklere nitelikli ürünler bırakmak aynı zamanda etik bir görevdir.
    
  SELÇUK KÜPÇÜK KİMDİR?     
    
1971 doğumlu. Gazi Üniversitesi&#8217;nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik öğrenimi gördü. Daha evvel kendi bestelerinden oluşan iki albüme sahip. Besteleri Selda Bağcan ve Hasan Sağındık gibi sanatçılar tarafından kasetlere okundu. Birkaç arkadaşı ile beraber Kumyazıları adlı bir edebiyat dergisi çıkarttı Şiirleri Şule Yayınları&#8217;nın Merdiven Kitapları dizisinden Kirletilmiş Ölümler Kitabı adı ile bir araya geldi.   MerdivenŞiir, KitapHaber, Dergâh, Kavram Karmaşa ve Hece gibi dergilerde şiir, poetika, eleştiri ve müzik sosyolojisi merkezli yazılar yayınladı. 
      
MAHMUT ÖZ - Milli Gazete
]]></description><pubDate>Tue, 04 Dec 2007 12:29:29 +0000</pubDate><link>http://www.alperenfm.com/anasayfa/selcuk-kupcuk/</link><guid>http://www.alperenfm.com/anasayfa/selcuk-kupcuk/</guid></item><item><title><![CDATA[Türk müziği]]></title><description><![CDATA[  İslamiyet Öncesi   
    
Türklerin İslamiyet'i kabullerinden çok önce din törenlerini yöneten şaman, kam ya da baksı, elinde belirli sesler çıkaran demir parçalarının bağlı bulunduğu bir değnekle topluluğu etkiliyordu. Bu törenlerde davulun da önemli bir yeri vardır.
    
Çin'in ktükaakade, Hun Türkleri'nde, Uygur Türklerinde, Selçuklular'da ve Osmanlılar'da müziğe büyük yer ve önem veriliyordu. Ozanları ve kopuzcuları olmayan hiçbir Selçuklu ordusu yoktur.
Eski Türk Hakanlarının saraylarında ve ordugahlarında musiki takımları 9 kök denilen eserleri her gün çalardı.
    
  Klasik Türk Müziği   
Osmanlılar yalnız musiki sanatına değil musiki ilmine de büyük önem verdiler. Türk müziğinin Arap, Acem, eski Yunan ve Bizans asıllı olduğunu ileri sürenler vardır. Ancak Türk Müziği genel nitelikleri bakımından Türk asıllıdır. Her sanat dalı gibi müzik de çevrenin etkisinde kalmış dolayısı ile Türkler de yaşadıkları çevrelerin kültür ve sanatları ile birlikte müziklerin den etkiler almıştır. Ancak bu etki kesinlikle bir taklit değildir. Türk Müziği kendi öz sistemi içinde ve Türk sanat geleneği içinde şekillenerek ürünlerini vermiştir.
    
Türk müziği çeşitli ortamlarda söyle belirir:
    
  Şehirlerde, saray çevresinde ve konaklarda     
Kâr, beste, semai, şarkı 
    
  Camilerde     
Ezan, dua, sela, tekbir, temcit, münacaat 
    
  Tekkelerde     
Naat, ayin, durak, ilahi, nefes, niyaz 
    
  Köylerde     
Türkü, bozlak, uzun hava, zeybek, oyun havası 
    
  Sınır boylarında     
Serhat türküsü 
    
  Kışlalarda     
Mehter müziği 
    
İstanbul'un alınmasından sonra Topkapı Sarayında kurulan Enderun Musiki Mektebi ve özel meşk hanelerde eğitime geçilmesiyle daha belirli olarak kurallaşan ve klasik bir müzik niteliği kazanan Türk Müziği altı dönemde incelenir:
    
  1 Hazırlayıcı dönem    
Başlangıcından Meragalı Abdülkadir'e (1360-1435) kadar uzanan dönem. 
    
  2 İlk klasik dönem    
Meragalı Abdülkadir'den Itri' ye (1640-1712) uzanan dönem. 
    
  3 Son klasik dönem    
Itri' den Dede Efendi'ye (1778-1846) uzanan dönem. 
    
  4 Yeni klasik dönem (Neoklasik dönem)    
Dede Efendi'den Zekai Dede' ye (1825-1397) kadar uzanan dönem. 
    
  5 Romantik dönem    
Zekai Dede'den H. Saadettin Arel' e (1880-1955) kadar uzanan dönem. 
    
  6 Reform dönemi  H. Saadettin Arel ile başlayan ve bugün devam eden dönem.   
Klasik ilk dönemde kurallara tam bağlı müziğin ürünleri yer alır. Son klasik dönemde ise kurallar zorlanmaya başlanmıştır. Yeni klasik dönemde zorlanan klasik kuralların yıkılmaya başladığı görülür.  
III. Selim zamanında klasik kurallara bağlı kaldığı halde lirizm unsurunu geliştiren Sadullah Ağa'nın klasik kuralları yıkarak Mevlevi ayininden köçekceye kadar her türlü eser veren Dede Efendi'yi görülür.  
Türk Müziği sistemi 24 aralığı ve 25 perdeyi kapsayan dizi, makamlar, usuller ve şekiller'den oluşur.
    
  Halk Müziği     
Türk Halk Müziği sözlü ya da sözsüz olur!. Sözlü müzik bütün türleriyle halk türkülerini ve türkülü oyun havalarını sözsüz müzik ise türküsüz halk oyunlarının ezgilerini kapsar.
Halk türkülerinin ölçülü olanına kırık hava, ölçüsüz olanına uzun hava denir. Uzun havalar Anadolu'nun değişik bölgelerinde bozlak, türkmani, maya, hoyrat, divan, ağıt gibi adlarla anılır. Bunlar genellikle Karacaoğlan, Emrah, Ruhsati, Sümmani ve daha birçok tanınmış halk ozanının deyişleri üzerine yakılmıştır.
    
Kırık havalar ise koşma, yiğitleme, güzelleme, taşlama, ninni ve daha başka adlar altında kümelenir. Bunlar da genellikle gurbet, ayrılık, sıla hasreti, ölüm, askere gidiş, yiğitlik, düğün, çocuk sevgisi, kız kaçırma gibi köye has toplumsal bir olayı konu alır, sadelik, içtenlik, duygululuk gibi özellikler gösterir yerel renkler taşır. Türk Halk Müziği'nin melodi yapısı incelendiğinde bu melodilerin ses genişlikleri bakımından bir oktav (sekiz ses sınırı) tamamlayan dizi ve tonaliteyi kesin şekilde belirtmeyen ikili ile beşli aralıkları içinde yaratılmış olduğu görülür. Bununla birlikte dizi ve tonaliteyi belli eden sekizli ve daha geniş sınırlı melodiler de çoktur. Basit ve birleşik ölçülerden başka aksak ölçüleri içeren Türk Halk Müziği, ezgiler ve formlardan oluşur.
    
  Cumhuriyet Dönemi     
Türkiye'de Cumhuriyet Döneminde girişilen devrim hareketleri sanat konularına da yöneldi.  
1924'de Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kuruldu. Osmanlı sarayındaki müzik topluluğu başkente getirilerek Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası adıyla konserler vermesi sağlandı.  
Yetenekli gençlerin Avrupa ülkelerine gönderilip yetiştirilmesi hareketi başladı. İstanbul'da çalışmalarını sürdüren Darrültalimi Musiki adlı okul yeni bir yönetmelikle konservatuvar haline getirildi.
    
Çok sesli sanat müziğinde sesini Batı'da ilk duyuran Türk sanatçı Cemal Reşit Rey oldu. Öğrenimlerini devlet adına yurtdışında yapan Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses dönüşlerinde Ankara Musiki Muallim Mektebi'nin öğretmen kadrosuna katıldılar. Bu sanatçılar Türk Sanat Tarihinde sanat tarihinde Türk Beşleri olarak anıldılar. Eserlerinde genellikle batı müziği ilkeleri halk müziğinden gelen ögelerle birleştirilmiştir. [[ Ahmet Adnan Saygun]]'un Özsoy adlı bir perdelik operası 1924'de Ankara Halkevi'nde sahnelendi. Aynı bestecinin ikinci eseri Taşbebek de 1934'de başarı ile oynandı. Opera ve bale temsillerini gerçekleştirmek amacı ile Ankara Devlet Konservatuvarı'na bağlı bir Tatbikat Sahnesi 1940 yılında çalışmalarına başladı. Yetenekli gençlerin seçimi ile eğitime geçildi. İzleyen yıllarda Ahmet Adnan Saygun' un Kerem, Nevit Kodallının Van Gogh ve Gılgamış, Sabahattin Kalender'in Nasrettin Hoca, Ferit Tüzün'ün Çeşmebaşı eserleri sergilendi. Ankara'dan sonra İstanbul ve İzmir'de kurulan devlet konservatuvarları eğitime başladı.
    
1940 yılından bu yana genç yetenekler için uygun bir ortamın doğuşu yurtdışında da ün ve ilgi derleyen yorumcuların yetişip gelişmesini bağladı. Soprano Leyla Gencer, bariton Orhan Günek bu hareketin öncüleri oldular. Onları bas yorumcusu olarak Ayhan Baran, soprano Ferhan Onat ve soprano Suna Korat izlediler. Enstrüman yorumcusu olarak piyanist Ergican Saydam, kemancı Ayla Erduran, Suna Kan, piyanist Ayşegül Sarıca, İdil Biret, Hülya Saydam ve Verda Erman yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da büyük ilgi gördüler.
Günümüzde Gazi Üniversitesi Müzik Bölümü ve Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi başta olmak üzere, belediye konservatuvarları özel okullar, özel ve devlet bünyesinde kurulan korolar, amatör koro ve orkestraları ülkemizde tasavvuf, Türk Sanat Müziği, halk müziğinin yanı sıra çok sesli müziğin benimsenip yaygınlaşmasında etkin olmuşlardır.
  ]]></description><pubDate>Tue, 04 Dec 2007 11:07:10 +0000</pubDate><link>http://www.alperenfm.com/anasayfa/turk-muzigi/</link><guid>http://www.alperenfm.com/anasayfa/turk-muzigi/</guid></item></channel></rss>